YAZARLAR

Ahmet Çakır

Hazin bir çöküş!

Ahmet Çakır - Babaspor

Yazarımız Ahmet Çakır, Milli Takım'ın Dünya Kupası hayallerine veda etmesini ve yaşanan krizleri değerlendirdi.

Yıllardır böyle maçları televizyonlarda yorumcuların bize kazandırmaları çok hoşuma giden bir olay. Gerçi onların anlattıklarıyla sahadaki oyun çoğu zaman birbirine hiç uymuyor ve onlar masalcı dedelere dönüşüyor ama olsun! İşin en zararsız yanı sayılır burası; o kadar utandırıcı saçmalıklar varken…

Mutlaka kazanmamız gereken bir maçta yaşadığımız hazin çöküş, yeni bir dönemin başlangıcı olabilir mi? Hiç sanmıyorum. Birilerinin bu konularda anlattığı masalları dinlemeye o kadar alışmış durumdayız ki yine aynısının olacağını tahmin etmek kolay, herhangi bir nedenle gelecek için umutlanabilmek ise çok zor.

'En iyisi bu mudur?' dedirten kadromuz, 'bu takım ne oynuyor?' diye kızdıran sistemsizliğimizin yanında kapasitelerinin üzerine çıkması beklenen oyuncuların oynuyormuş gibi yapmayı yeterli görmelerine inanmak zordu. Bunun faturası da ağır oldu. Maçtan önceki iddialı söylemlerin ne kadar içi boş laflar olduğu görüldü.

Bizim futbol gerçeklerimizi ortaya koyabilmek için sorulması gereken sorular çok açık aslında. Örneğin, her elemeye berbat başlayıp olmayacak puanlar kaybettikten sonra hep mucize arayışı içinde olmanın övünülecek bir yanı var mı? Ya da bu asla tedavi edilemeyecek bir hastalık mıdır?

Tamam, 3-5 yılda Almanya olalım demiyoruz ama hiç değilse 4,5 milyon nüfuslu bir Hırvatistan düzeyinde bir standarda sahip olamayışımıza ne buyrulur? İki maç kazandığımızda 'biz şöyleyiz böyleyiz' şişinmeleriyle bir yere varmak mümkün mü? Şimdi bu rezaletin hesabını birilerinden sorabilecek miyiz?

Peki o neyi ne kadar bildikleri çok kuşkulu olduğu halde uzun yıllardır birtakım koltukları işgal eden yöneticiler! Yapacağız edeceğiz diye bizi sürekli aldatmalarına ve başka affedilmez günahlarına daha ne kadar seyirci kalınacak? Her başarısızlığın ardından anlattıkları masalları daha ne kadar dinleyeceğiz?

Hırvatistan maçında Burak Yılmaz'ın neredeyse kucakladığı topta hakemin penaltı vermeyişi pozisyonu aleyhimize olsa neler söylerdik acaba? Hırvat kalecinin rahatlıkla yana ya da dışarı tokatlayabileceği topu Cenk Tosun'un önüne indirme şansımız görmezden gelinebilir miydi?

Evet, Ukrayna maçında çok açık bir hakem haksızlığına uğradık ama öyle olmasa bile golsüz beraberlikten öteye geçebilir miydik? O 1 puan da işimizi görür müydü? 2002'den bu yana hiçbir Dünya Kupasına gidemeyişimizle ilgili gerçekleri görmeye niçin yanaşmıyoruz? Nasıl bu kadar kolay aldanabiliyoruz?

Kosova'nın Ukrayna'ya Finlandiya'nın Ukrayna'ya direndiği dakikalarda biz gol yemeyi başardık! Zaten ilk 15 dakikada onların kullandığı 4 köşe atışı, Lucescu'nun bu maçla ilgili sağlam bir kadro oluşturamadığının kanıtıydı. Bu kornerlerin ve öteki yan topların hepsine onların vurması da bizi uyandıramadı.

Savunma perişanlığımız daha ilk yarıda maçın bitmesine yol açan ikinci golü de getirdi… Kazanmamız şarttı, Lucescu da hesabını buna göre yapmış gibi görünüyordu ama İzlanda ne yapması gerektiğini bizden çok daha iyi biliyor ve uyguluyordu. Top bizdeyken oyun üstünlüğüne sahip olduğumuzu sandık ama onların baskınları gerçeği ortaya koydu.

Savunmadaki yetersizliğimizin yanında İzlanda'nın yaptığı çok etkili savunmayı yavaş ve dağınık oyunumuzla aşmamız mümkün değildi. Ortaalanda Emre Belözoğlu, Nuri Şahin ve Oğuzhan yumuşaklığı da gerçekçi bir kurgu olmamıştı. Burak Yılmaz ve Cenk Tosun'un kişisel becerileri de takımı taşıyacak yeterlilikte değildi.

İkinci yarıda birşeylerin değişebileceğini düşünen tek kişi var mıydı, bilmiyorum. Ancak bu kadar utandırıcı bir gol yiyebileceğimizi de kimse öngöremezdi. Sonrasında biraz canlanmış numarası yapmaya kalktık ama İzlanda'nın buna pabuç bırakacak gözü yoktu. Finlandiya'ya yenilmiş takım, bize karşı grubun en rahat maçını oynadı.

Birileri gruptan lider olarak doğrudan Dünya Kupasına gidebileceğimiz masalları anlatırken gerçekte 4.lükten yukarı çıkamayacak oluşumuz, elbirliğiyle nasıl aldatıldığımızın da belgesini oluşturuyor. Sorun ne Lucescu ne de Fatih Terim, sıkıntılarımız çok daha derin. Bunları görüp de gereğini yapacak bir gücün olmayışı da hazin. Vah Türkiyem!